Yumurtalık kanseri, jinekolojik maligniteler arasında en yüksek mortalite oranına sahip hastalıklardan biridir. Bu olumsuz prognozun temel belirleyicisi, olguların büyük çoğunluğunun ileri evrede tanı almasıdır. Klinik pratikte sıklıkla “sinsi” olarak tanımlanan bu hastalık, tanısal gecikmeye yol açan çok boyutlu anatomik, biyolojik ve klinik faktörlere sahiptir.
Bu yazımda, yumurtalık kanserinde geç tanının nedenleri bilimsel ve bütüncül bir perspektifle anlatıyorum.
İçindekiler
Anatomik Faktörler
Yumurtalıklar derin yerleşimli ve sessiz bir organdır. Yumurtalıklar pelvik boşlukta, mobil ve çevre dokularla temas halinde olmayan yapılardır. Bu anatomik özellikler nedeniyle erken evre tümörler palpasyonla saptanamayabilir. Küçük hacimli lezyonlar bası semptomu oluşturmaz ve fizik muayene sıklıkla normaldir.
Tümör Biyolojisi
Yumurtalık kanseri, klasik solid tümörlerden farklı olarak öncelikle transkoelomik (peritoneal) yayılım gösterir. Serbest tümör hücreleri peritoneal sıvı ile hızla dağılabilir.
Klinik Belirtilerin Non-spesifik Karakteri
Ortaya çıkan semptomlar çoğu zaman gastrointestinal veya ürolojik patolojilerle karışır. Persistan abdominal distansiyon, erken doyma ve barsak alışkanlıklarında değişiklik sık görülür.
Tarama Programlarının Yetersizliği
Günümüzde yumurtalık kanseri için mortaliteyi azalttığı kanıtlanmış etkin bir tarama testi yoktur. CA-125 erken evrede sınırlı duyarlılığa sahiptir.
Tanı Anındaki Evre ve Klinik Sonuçlar
Olguların yaklaşık %65–70’i tanı anında evre III–IV hastalıktır. Bu durum optimal sitoredüktif cerrahinin prognostik önemini artırır.
Erken Tanı Açısından Klinik Uyanıklık
Persistan ve progresif semptomlar mutlaka jinekolojik onkoloji bakış açısıyla değerlendirilmelidir. Yumurtalık kanserinde geç tanı, hastalığın biyolojik ve anatomik özelliklerinin bir sonucudur. Masum gibi görünen ancak kalıcı olan her semptom açıklanmalıdır.
English
